|
KARBONHİDRATLAR
Karbonhidratların başlıca görevi enerji oluşturmaktır. 1 gr karbonhidrat ortalama 4 kilokalorilik enerji oluşturur. Ağır beden hareketleri için gereken enerjiyi sağlar.
Karbonhidrat az alınır veya hiç alınmazsa yada vücut aldığı karbonhidratı kullanamıyorsa (şeker hastalığı), vücut enerjisini yağlar ve proteinlerden sağlamaya çalışır sonuçta asidozis veya ketozis denen olaylar sonucu vücudun çalışma düzeni bozulur.
Karbonhidratlar vücudun su ve elektrolit dengesinin sağlanmasına da yardımcıdırlar, ayrıca sindirim kanalından emilemeyen büyük moleküllü karbonhidratlar(selüloz) , barsakların çalışmasını arttırarak , zararlı maddelerin uzun süre barsakta kalmasına engel olur.
Karbonhidratlar çoğunlukla bitkisel yiyeceklerde bulunur.Bitkiler, topraktan aldıkları su ve havadan aldıkları karbondioksiti , yapraklarında bulunan klorofil maddesinin yardımıyle birleştirerek karbonhidrat yaparlar. Yani sulu karbondioksit yaparlar.Bu işlem için gereken enerji de güneş tarafından sağlanır. Bu olaya fotosentez denir. Yani su ile carbon birleşmesinde ortaya çıkan bağa güneşten gelen enerji yüklenmiş olur.Ortaya çıkan karbonhidrattaki bu enerji bağının vücutta parçalanmasıyla da insana enerji sağlanmış olur.İnsana güneş enerjisi aktarılmış olur.Kuru tanelerin %60-90ı , meyvelerin %10-20 si , patates ve şeker pancarının %18-20 si ,diğer sebzelerin %10 u karbonhidrattır.
Karbonhidrat çeşitleri:
Glukoz-fruktoz: Meyvelerde ve bunlardan yapılan reçel, pekmez , bal gibi besinlerde bulunurlar.Basit şekerdirler,sindirim sisteminde değişikliğe uğramadan kana karışırlar.
Sakaroz: Sofra şekeridir.ince barsaklarda enzimler yardımıyla basit şekerlere(glükoza) parçalandıktan sonra emilir ve kana karışır.
Nişasta:tahıl tanelerinin %70-80 gibi önemli kısmını oluştururlar. Kuru baklagiller ve patates de , nişastadan zengindir.Nişastanın çoğunluğu ağızda tükrük bezlerinde ve ince barsakta pankreasın salgıladığı , amilaz enzimi yardımıyla , glikoza parçalanır glikoz olarak emilir,kana geçer.
Bitkilerin iskeletini oluşturan ağır zincirli karbonhidratlar(selüloz,hemiselüloz,pektin) enzimlerce parçalanamaz, ancak bunlar kalın barsakta bakteriler tarafından parçalanarak barsağa su çekerler,dışkının yumuşamasını ve barsağın hareketini sağlarlar. Kabızlık , divertikül ve kanser gibi hastalıklardan koruma sağlar. Bitkisel gıdaların kabuk kısmında bulunan bu maddelere diyet lifi veya posa sı denir.
Bütün karbonhidratlar sindirim sisteminde glikoza parçalanır ve glikoz olarak emilir. Açlık durumunda kanın 100 ml sinde 70-90 mg glikoz bulunur. Kandaki bu glikoz dokularda oksijen varlığında enzimlerce yakılarak enerji elde edilir.Glükozun ihtiyaçtan fazlası atılmaz , yağa çevrilerek dokularda yağ olarak depo edilir(şişmanlık).
Günlük karbonhidrat miktarı konusunda kesin görüş yoktur.karbonhidrat eksikliği kolay kolay olmaz, çünki bol ve ucuz kaynakları vardır.Karbonhidrat fazlalığı , vücutta şişmanlık ve ona bağlı sorunlara neden olur.
Diş çürümelerinde de karbonhidratların rolü vardır. Dişe yapışan şekerler bakterilerin üremesine neden olurlar. Yemeklerden sonra , şekerli gıdalar alındıktan sonra dişler fırçalanmalıdır.
|
|
YAĞLAR
Yağlar en ekonomik enerji kaynağıdır. Karbonhidrat ve proteinden çok daha faqzla enerji verirler. İhtiyaçtan fazla alınan enerji vücutta yağ olarak depo edilir.
Yağlar ayrıca , büyüme,kalp ve cilt sağlığı,prostaglandin denen hormon yapımı için gereklidirler. Yağlar yağda eriyen vitaminlerin kullanılabilmesi için gereklidir. Organların etrafını kaplıyarak , koruyucu bir zırh oluşturur, ısı kaybını azaltır.
Bütün bitkisel ve hayvansal yiyeceklerde yağ bulunur.sütün katı maddesinin %25 ten fazlası yağ dır.yumurtanın yağı daha çok sarı kısmındadır.
Yağlar doymuş ve doymamış olarak ayrılırlar.
Doymuş yağlar: Yağ molekülü zinciri içindeki mevcut olan yağ asitleri hidrojen bağı ile birbirine bağlanmış olan yağlardır ( yani hidrojen le doyurulmuş) . Bu durumda zincirdeki bütün karbon atomları arasında çift bağ mevcuttur.Bunlar katı yağlardır. Zor erirler. Vücut sıcaklığında yani 35-36 derece sıcaklıkta paketinde katı olarak duran yağlar vücudumuz için çok zararlıdırlar. Bu nedenle katı yağları yani hidrojenle doyurulmuş yağları (margarinler) tüketmememiz gerekmektedir.Kalp ve damar sağlığımıza özen göstermeliyiz.
Doymamış yağlar:Zincirindeki yağ asitlerinde mevcut karbon atomlarının hepsi değil de 1 veya birkaç tanesi hidrojenle bağlanmıştır , yani karbon atomlarının 1 veya birkaç tanesinde çift bağ mevcuttur. Bu duruma göre doymamış yağlar , tekli doymamış , çoklu doymamış diye sınıflandırılır.
Çoklu doymamış yağ asitleri zincirdeki çift bağın yerine göre omega-3 veya omega-6 diye isimlendirilir.Vücut , zincirinde 2 çift bağ olan linoleik asit (omega-3) ve 3 çift bağ barındıran alfa-linoleik asidi (omega-6) yapamamaktadır. Bu nedenle bunlara elzem yağ asitleri denir.bunlar dışardan alınmak zorundadır
Hangi besinlerde bulunuyor?
"Omega-3, bir diğer ismiyle 'alfa linolenik asit', yağlı balıklarda, ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor."
Omega-3 gebelik sırasında ve doğum sonrası ilk yılda beynin ve sinir sisteminin gelişmesi için çok önemlidir. Anne sütü doğal bir omega-3 kaynağıdır.
Yağlar midede safranın yardımıyla suda dağılır hale gelerek ,daha sonra pankreastan gelen lipaz enzimiyle parçalanırlar.
Günlük yağ ihtiyacı hakkında kesin bir bilgi yoktur.günlük alınan enerjinin yaklaşık %25-30 unu yağlar sağlar,bu da günlük ortalama 2500 kalori ihtiyacımız düşünülürse, gereksinim 83 gram yağdır.Bu yağın ortalama yarısı çeşitli yiyeceklerin bileşiminden sağlanır, kişinin günlük yemesi gereken yağ miktarı 40-45 gram olur. Günlük alınacak bu yağın 1/3 ü btkisel sıvı yağ , 1/ 3 ü zeytinyağ , 1/3 ü katı yağ olarak alınması daha iyi olur.
|
|
|
PROTEİNLER
Organlarımızın temel yapı taşı hücreler , esas olarak proteinden yapılmışlardır. Bu nedenle protein olmadan bir vücut büyüyüp gelişemez.
Bebeğin anne karnında , tek bir hücreden , bütün organları tamamlanmış bir canlı varlık haline gelmesi, annenin besinleriyle aldığı proteinlerin , bebeğin hücre ve organlarına dönüşmesi ile mümkün olmaktadır. Bu nedenle hamilelik sırasında proteinden zengin beslenme , bebeğin gelişmesi için çok önemli ve gereklidir.Doğumdan sonrada , büyümek ve gelişmek için yine proteinden zengin beslenmek gerekmektedir
Yetişkinlerde hayatlarının devamı sırasında sürekli hücre yenilenmesi ve çeşitli faaliyetler için proteinlere gereksinim duyar. Mikroplara karşı savunma(immunglobulinler), kanda oksijen taşınması(hemoglobinler), kimyasal olayların oluşabilmesi için hep proteinlere(katalizörler, hormonlar) ihtiyaç vardır. Az miktarda da olsa enerji ihtiyacı içinde gerektiğinde vücut protein kullanabilir.
EN ÇOK PROTEİN BULUNAN BESİNLER VE 100GR DAKİ PROTEİN(GR)
Kuru baklagiller 20-25
Soya fasulyesi 30-35
Et-tavuk-balık 15-22
Peynirler 15-25
Tahıllar 8-12
Yumurta 12-13
Süt 3-4
Taze meyve ve sebzelerin büyük bir kısmı su olduğu için, içlerindeki protein miktarı düşüktür,% 1-2 civarındadır. Hayvansal besinlerdeki protein diğer besinlerdekinden daha üstündür. Bu nedenle hayvansal proteinler daha fazla tercih edilmelidir.
Proteinlerin kalitesini , barındırdıkları amino asitler belirler. Toplam 20 çeşit amino asitin 8 tanesi vücut tarafından yapılamaz . Bu 8 amino aside esansiyel amino asitler denir. Bunlar hayvansal gıdalarca dışarıdan alınmalıdır.
Protein ihtiyacı , büyüme çağında , hamilelikte ve emzirme döneminde artar. Normalde protein gereksinimi vücuttan atılan protein miktarına eşittir. Ateşli hastalıklarda hücre yıpranmasına bağlı olarak , vücuttan protein atımı fazlalaşır. Bu nedenle ateşli hastalık sırasında ve hastalık sonrası iyileşme döneminde protein ihtiyacı fazladır.Proteinden zengin bir diyet iyileşmeyi olumlu yönde etkiler.
Vücutta protein deposu yoktur. Bu nedenle hergün protein alımına özen gösterilmelidir. Günlük atılan proteinden az protein alınırsa protein yetersizliği ortaya çıkar.
Protein yetersizliğinin ilk belirtisi büyümenin yavaşlamasıdır.zamanla fizik gerilemeden başka, zeka da gerilemeye başlar. Uzun süre yetersiz ve kalitesiz protein alan çocuklarda kalıcı zihinsel gerilik oluşabilir.
Yeterli ve kaliteli protein alınmadığı zaman , mikroplara karşı direnç azalır , sık sık hastalanmalar görülür, hastalıklar ağır ve uzun seyreder. Küçük çocuklarda sık sık ateşlenme, hastalıklardan kurtulamama şikayetleri mevcutsa , protein alımındaki kalite ve yeterlilik araştırılmalıdır.
|
|
|
|